Örümcek Ağı

7 Ekim 2023 tarihinden bu yana hepimiz gözümüzü Hamas – İsrail çatışması ile açıp, insanın ne denli vahşileşebildiğine ve hem geçmişten ders alamadığımız hem de insanlık olarak bir arpa boyu medenileşemediğimiz gerçeklerine üzülüyoruz. Rusya-Ukrayna yazımda yaptığımı yapmayacağım bu kez. Size bambaşka bir yerden, İsrail-Filistin gerilimini anlatmak istiyorum bu yazımda, zira konunun politik, ekonomik, jeolojik ve teolojik tartışmaları her yerde bulunabilir. İsrail bir amaç uğruna savaşıyor, Hamas da öyle, sadece bu amaçların kendiliğinden oluşan olgular olmadığını görmemiz gerek. Biz istiyoruz bunu, hepimiz istiyoruz… Her gün iş yerinde, evde, okulda, trafikte, yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla, konuştuklarımız ve sustuklarımızla biz istiyoruz.

Ridley Scott’un Hollywood’da devrim niteliği taşıyan kült filmiydi, Kingdom of Heaven. Henüz izlememiş olanlar için, Selahaddin Eyyübi ile öncesinde IV. Baudouin, sonrasında halefi Guy de Lusignan arasında geçen Kudüs mücadelesini; din felsefesi, Doğu – Batı kültür çelişkileri ve nihayet yozlaşmışlık – asalet konseptleri ile ele alır. Devrimdi, çünkü ilk kez Hollywood, “ötekini” de “kendisi” kadar iyisiyle kötüsüyle resmetmişti. İyiliğin de kötülüğün de, paraya tapmanın da, insanı sevmenin de dilinin, dininin, ırkının olmadığını anlatan modern dönemin belki de en önemli eseriydi. Selahaddin Eyyübi’nin filmdeki en vakur karakter olması, Yahudi ve Hristiyan lobilerince hiç hoş karşılanmadı ve 3 küsür saatlik, Orlando Bloom, Eva Green, Liam Neeson, Edward Norton gibi harikulade sanatçıları, setleri, kurgusu, diyalogları, müzikleri ile tartışmasız bir başyapıt olmasına rağmen Amerikan sinemasında kaç ödül aldı dersiniz?

Bir. O da Oscar değil, Satellite müzik ödülü, konusuna değil de müziğine verdiler.

Filmin toplam iki ödülünün ikincisi de Avrupa’da, “Seyircinin Seçimi: En İyi Aktör” ödülü ile Orlando Bloom’a verildi.

Çünkü sadece ABD’de, Yahudi kökenli firmalar her yıl 250 milyar USD sivil toplum bağışı yapıyorlar. İngiltere’de 12 milyar USD, AB ülkelerinde 5-10’ar milyar USD… Her yıl uluslararası sivil toplum örgütlerine Yahudi lobilerinden yapılan bağış miktarı 300 milyar doların üzerinde. Destek alan kuruluşların arasında yapım şirketleri de var, insani yardım kuruluşları da var, politikacıların desteklenmesini sağlayan komiteler de var, liste uzayıp gidiyor… Bu sayede değil bir çatışmada haksız bulunmak, bu lobi hoşuna gitmeyen filmi bile engelliyor. (Kingdom of Heaven’dan daha fazla hoşlarına gitmeyen bir film daha vardı, Mel Gibson’un yazıp yönettiği Hz. İsa’nın Çilesi, o filmden sonra Mel Gibson tabiri caizse Hollywood’dan kovuldu.)

Daha can alıcı bir örnek daha vermek istiyorum:

Fotoğrafta gördüğünüz, harabe haline gelen geminin ismi USS Liberty. Fotoğraf 1967 yılında, geminin maruz kaldığı korkunç bir saldırının hemen ardından çekildi. Gemi bir Amerikan İstihbarat gemisi. 1967 yılının Haziranında 6 gün savaşları olarak bilinen ve yine İsrail’in kendisinden kat be kat güçlü olan Mısır, Ürdün ve Suriye’ye eş zamanlı başlattığı habersiz-baskın niteliğindeki saldırı akabinde, Akdeniz açıklarına demirleyerek Rusya karşıtı dinleme gerçekleştiren, Amerika bayrağı gönderinde, üzerinde bir tane makineli tüfek harici silah bulunmayan, İsrail’in “müttefik” gemisi. İsrail bu gemiyi önce havadan uçaklarla, ardından denizden hücumbotlar ve torpillerle saatlerce bombalayıp dövdükten sonra, o dönemin en teknolojik gemisinden geriye, yukarıda gördüğünüz fotoğraf kaldı. 230 mürettabatlı gemide, 34 asker öldü, 171 asker yaralandı. 13 metrelik torpil deliğine rağmen geminin batmaması ve son anda İsrail sinyal bozucularına rağmen geride bekleyen donanmadan yardım isteyebilmesi sayesinde geride kalan 25 asker, maruz kaldıkları saldırıyı anlatabilecek kadar yaşamayı başarınca, skandal ortaya çıktı. Yıllar sonra yayınlanan İsrail Hava Kuvvetleri ses kayıtlarında, İsrail pilotlarının aldıkları vur emrine karşılık üsse, “gemi Amerikan gemisi, emin misiniz” dedikleri, üssünse vur emrini yinelediği belgelendi.

Gemi batırılsaydı, saldırı Mısır’a atfedilecek, ABD’nin Mısır’a saldırabilmesi için İsrail bir bahane üretmiş olacaktı. Ancak batmadığı için olay tam bir fiyaskoya dönüştü. ABD’de günlerce toplantılar yapıldı, başkanlık seviyesinde İsrail’e nasıl bir yaptırım getirilmeli konusu tartışıldı ve sonuç ne oldu biliyor musunuz?

Amerika İsrail’e, 6 gün savaşı boyunca harcadığı ve/ya kaybettiği mühimmat, techizat ve askeri gereçleri, ücretsiz olarak yeniden temin etti.

Şaka gibi gelse de gerçekten yaşanan bu olay, Yahudi lobisinin dünyada ne denli etkin olduğunun en çarpıcı göstergesidir. On yıllardır akıttıkları paralar ile, kurdukları teknoloji altyapısı ile, bitmek tükenmeyen lobi faliyetleri ile dünyada avuçlarında tutmadıkları iktidar yok.

Peki, ortak hedefleri, Kudüs’ü özellikle içine alacak şekilde bir devlet kurmak ve sürekli yayılarak nihayetinde tüm bölgeyi ele geçirmek olan Yahudi topluluğunun bu uğurda yaptığı hamleleri kınayabilir miyiz? Kusura bakmayın ama hayır. Yahudilerin bu felsefelerini başlıbaşına saçma buluyor ve karşısında yer alıyorum, ama kınanacak daha öncelikli hususlar var benim nezdimde.

Tabii ki dini safsatalar ve günümüzde saçmalık seviyesine erişmiş ideolojiler ile bir kaya parçasının üzerinde birbirini kesen, vuran, patlatan canlılar, büyük bir trajedi, şahsi olarak insanlığın geleceğine dair inancımı zedeliyor olsa da, günümüz gerçekliğinde 8 milyon nüfusu ile “yanlış ve saçma” da olsa bir hedef uğruna politika güden bir devlet var terazinin bir ucunda. Diğerinde ise 1 milyarı geçen nüfusu ile, tembellikten ve karşılaştığı her güçlüğü ahirette alacağı ödüle yormaktan başka hiçbir karakteristiği olmayan, hala kadınların neresi görünmeli, toplumda ne kadar kadına yer verilmeli diye tartışmaktan öteye gidememiş, kendi coğrafyasında dayak yemekten bıkmamış bir ümmet..

Size şimdiden kulağıma gelen, sömürge zihniyeti ve bununla baş etmenin neredeyse imkansızlığına dair argümanlara karşın tarihten küçük bir anekdot daha aktarmak istiyorum:

Fizik ve mühendislikle alakalı herkesin adını ezbere bildiği bir bilim insanı var. Sadi Carnot. Fransız bir asilzade. Henüz 20 yaşındayken, Paris’te, ülkesinin başkentinde Vincennes çatışmasında gençliğinin tüm ateşi ile, beraberindekilerle birlikte yurdunu savundu. Ama işgalci İngilizleri ne yapsalar durduramadılar, Paris işgal edildi. Fransız gururuna bu acı yenilgiyi yediremeyen Carnot, İngilizlerin neyi bizden daha iyi de bu zaferi kazanabildiler diye düşünmeye başladı. Cevabı buldu da; teknolojileri. Ya da daha özel olarak o dönem için oldukça yeni sayılan buhar gücü. Dönüp kilisede ibadet etmedi, meydanlarda İngilizleri lanetleyen demeçler vermedi, yıllarca çalışıp buhar makinelerinin çalışma prensibini anlamaya kafa yordu. (O dönemde bugün kuantum mekaniğinde yaşadığımız sorun, buhar teknolojisinde yaşanıyordu, kullanabiliyorduk, ancak nasıl çalıştığını anlamıyorduk.) Nihayet başardı da, termodinamiğin birinci kanununu, 30 yaşındayken keşfetti. İngilizlerden intikam almak değil, Fransız milletini geliştirmek gayesi ile yaptığı bu çalışma nedeniyle bugün termodinamiğin babası olarak anılan Carnot sayesinde Fransa, sanayi devriminde İngiltere’yi yakalayarak belki de bugün Filistin’i bekleyen kaderden kaçabildi…

Ne İsrail’i haklı buluyorum, ne de Filistin’i. Ne Yahudi lobisinden beslenen politikacılar benim nezdimde değerli, ne de lüks otellerden açıklama yapan terör örgütü liderleri… Bir hiç uğruna insanlığın birbirini öldürme hevesi beni her geçen gün kasvete biraz daha itiyor. En yenisi 1500 yıllık olan inançların taraftarları, kendilerine hak gördükleri taşlar, duvarlar için inanılması güç kıyımlara yol açıyorlar. Ve biz, ve Filistinliler, ve İsrailliler, Almanlar, Brezilyalılar, Japonlar… Biz istediğimiz ve talep ettiğimiz şeyi yaşıyoruz. Yahudi toplumunun daha çok toprak, hak edilmiş toprak inançları ve talepleri olmasaydı, İsrail bugünkü vahşeti yaşatmaya kalkışır mıydı? Alman halkı istemese, Hitler başa gelir miydi? Filistinliler destek vermese, Hamas kendisine Filistin’in savunucusu diyebilir miydi?

Geçtiğimiz günlerde kendi iktidarımız, kamuoyunun baskısıyla söylem değiştirip İsrail’e terörist demek zorunda kalmadı mı? Bunun akabinde enflasyon beklentimiz sene sonunda %58’den %65’e fırlamadı mı? Ne diyeceğiz şimdi? Dış güçlerin oyunu mu sizce artırdı enflasyonu yoksa iç güçsüzlerin oyunu mu?

En azından Yahudiler ne istediklerini biliyor ve o doğrultuda çalışıyorlar, tıpkı Carnot gibi. Biz toplum olarak ne istediğimizi biliyor muyuz? Filistinliler ümmet, orada kıyımı durdurun diyenler, Ukraynalılar can verirken ohh ne güzel Ukrayna kadınları buraya gelecek demiyorlar mıydı? Yarın Türkiye’nin başına aynısı gelirse ne yapacaklar?

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 3 yıllık bütçesinin toplamı CERN’de gerçekleştirilen büyük hadron çarpıştırıcısı deneyinin ve Curiosity roverının dizaynından Mars’a başarı ile gönderilmesine dek tüm süreçlerini içeren InSight görevinin toplam maliyetinden daha büyük olduğunu göz önüne alırsak, sanırım sonucu tahmin edebiliriz.

Bir tane Carnot, bir tane Einstein, bir tane Hawking yetiştiremeyen 1 milyar insan, asıl sorunun ne olduğuna odaklanamadığından, çözümü meyvesiz eylemlerde arıyor. Medeniyet teknoloji ile yükselir, inançla değil. Ve medeniyetin gerisindeyseniz, ne yazık ki günümüzde kimse gözünüzün yaşına bakmıyor.

İnançlıysanız bile, yaşananlardan sonra inandığınız güce sığınmadan evvel, en azından bu hikayeyi düşünmenizi istiyorum:

“Sinek ağa takılmış. Ne kadar çırpınsa olmuyor.. Örümcek giderek yaklaşıyor, az kaldı ölecek. Allahına dua etmeye başlamış: “Allahım lütfen beni buradan kurtar, yalvarırım…” Örümcek sineğin yakınına gelince onu duymuş ve sormuş: “Senin beni kurtar diye dua ettiğin Allah ile benim öğle yemeğim için şükrettiğim Allah aynı değil mi?”…

Aydın kalın.

Yorum bırakın